Browse By

Ölüdeniz’de Orman Kampında Korku Dolu Maceram

Spread the love

Bu yılki kurban bayramı tatilini geçirdiğim Fethiye Ölüdeniz bölgesinde macera meraklısı hafif kaçık kampcı bir arkadasın “- abi bu aksam sizi mangala götüreyim hem bizim kampı da görürsünüz” demesiyle peşine takıldığımız kamp hikayemi anlatmak istedim. Bu kampın adı yanılmıyorsam “Ölüdeniz Doğa Kamp olması lazım. Fethiye Ovacıktan Ölüdeniz yokuşundan inerken sağdan bir patikaya girmemizle başladı o gece..!

 

Vakit gece 21,30 civarı. yanımda eşim ve 7 yaşındaki emanet yeğenimle o toprak yola girdik zifiri karanlıkta ilerledik. İlerledikçe yol daraldı. ilerledikçe karanlık daha zifiri oldu. Soluma bakıyorum Ölüdeniz ışıkları, sağa bakıyorum mutlak karanlık. Daracık yol, solu uçurum; iki araba yan yana geçmesi adeta imkansız. Toprak yol , asfalt yok. Tekerleği kaçırsak geçmiş olsun. Cesedi de bulamazlar o ormanlıkta Allah korusun.

İlerliyoruz, ama içimde “geceniz bir yarısı bizi nereye götürüyor bu amk” düşüncesi büyüdükçe büyüyor. Eşim ve yeğenim huzursuzlanıyor ormanın derinine daldıkça. Dönsem dönemem çünkü arabanın manevra yapacak alanı bile yok . Geri manevra yapsam zaten arkayı göremiyorum çok tehlikeli. Şimdiden ilerledikçe dönüş yolu aklıma geliyor, hem sinirleniyorum hem inceden korkuyorum ve dua ediyorum inşallah dönüşte bir araba çıkmaz karşımıza diye. 2 km ilerledikten sonra tam “hangi manyak buraya gelir ?” diye düşünürken varıyoruz kampa.

Hınca hınç dolu kamp. kampın içinde dışında park yeri yok. Sanki içeride Tarkan konseri var bedavaya.Gecenin bir yarısı ama her taraf canlı. Her yerde insan sesi.. Ama karanlık heryer. Neyse, ileride bir götlük bir park yeri bulup park ettim arabayı. Yürüyerek girdim kampa. Kızlı erkekli, kadınlı çocuklu, yaşlısı genci kurmuşlar cadılarını oturuyorlar. Kampta genel olarak bir aydınlatma sorunu var ilk olarak. Sadece ağaç gövdelerine kıytırık iki şerit led ışık geçirmişler başka bir şey yok. Herkes madenci gibi kafa ışığı takmış başına olmayan da cep telefonu feneriyle aydınlatıyor yolunu.

Karanlıkta ilerleyerek, kah sese gelerek çadırın konduğu yeri bulduk. Bizi getiren macera delisi arkadas kendi gibi 2 arkadaşını da bulmuş gelmiş. Güzelim otel odası konforunu bırakıp kıçına dikenler batarak kamp yapmaya gelmiş. Ulan kamp yap eyvallah da düz ayak bir yerde yap, madem para veriyorsun elektriği suyu olan, adam gibi wc’si duşu olan yerde yap. Zeten tuvalete niyetlensen sana sıra gelinceye kadar koşup bir yaprak koparsan daha konforlu bir şekilde nihayete erdirirsin işin. Çünkü koca kampta gördüğüm kadarıyla tek wc ve duş kabini vardı. Yeterince korkunc değilmiş gibi wc’de de lamba yok. Bir elinde cep telefonunu fener yapıyorsun diğer elinle tombala çekiyorsun. Bir de neymiş buzdolabı yok ya günlük yiyecek almaları lazım bunun için her gün Ölüdeniz’e iniyorlarmış. Ulan ben buraya gelsem beni s.kseler arabayla inmem daha dönüş yolu da aklımdan çıkmamış zaten. Lan sigaram bitse inmem sigarayı bırakırım.

Başladık ortak bir alanda mangalın dibine üfürmeye. Aynı anda 5 kişi mangal yapınca duman yoğunluğundan dolayı her gelen kişi dumanların arasından eski samanyolu tv’deki sır kapısı ermişi gibi dahil oluyor olaya. Mangaldakiler pişirdikten sonra, cep ışığı yordamıyla bayır aşağı bir noktada el yordamıyla tavuktur, köftedir, ayrandır, koladır gömdük pişirilenleri. Biraz kamptan bira havadan biraz şartlardan muhabbet edip geceyi yarıya getirdik şimdi sıra dönüş yolundaydı ve gece yarısı olmuştu. Sıra dönüşe gelmişti. Bölüm sonu canavarı gibi duruyordu orada öylece..

Park yerinden cıktık, zar zor arabanın burnunu dönüş yoluna çevirdim. Bu maceraperest arkadasın planı 55-60 yaş aralığındaki anasını ve babasını da aslında kampa getirip,  göt kadar çadırda sivrisineklerle beraber 3 gece yatırmakmış . Allah’tan anası benim dağda bayırda hele çadırda ne işim var deyip bizim kaldığımız otelden zor da olsa bir oda ayarlamamızı istemiş. Onlar da bizim arabaya bindi. Başladık daha karanlık bir yola geri dönmeye. Bir taraftan da dua ediyorum gecenin saat 1 ‘inde sığırın biri kampa çıkmaz inşallah. Biraz da bunu düşünüp oyalandım kampta ki o bol virajlı ve ucurumlu yoldan karşıma cıkan olmasın diye. Keske öyle olsaydı.

Saatte 10 km hızla virajları döne döne ilerleken bir manyak karşımıza cıktı hatta iki manyak . O saatte kampa çıkmaya calışıyorlardı. Geldik karş karşıya kadın beli gibi ince ve kıvrak yolda. O bana selektör yapıyor ben ona göz kırpıyorum. Ben ışığa tutulmuş tavşan gibi kalakaldım bana vuran far ışığında direksiyonda. Uçurum benim tarafımda, geriyi görmüyorum sağımda 15 cm toprak ya var ya yok. O toprağın da altı boş mu çalı mı dolu mu belli değil. Benim kararlı kilitlenişim adama ilham verdi sanırım ki başladı o karanlıkta geri manevralar yapmaya. Hayranlıkla izliyordum adamın cesaretini. Neden hayran olmayayım ki ? Adam bütün hayatını arkasında duran elemanın “gel, sağlı gel , topla , hop” komutlarına bağlamıştı.

Zira tek görebildiği geri vites lambasıyla aydınlanan elemanın kendisiydi. Neyse eleman arabayı annesinin eteğine sığınan çocuk gibi dağın yamacına yanaştırdı. Ben hala kilitliyim, eşim ağladı ağlayacak, yeğen ve arkadaki misafirler korkmuş. Tam haraket edicem ki eşim uçurum tarafında olduğundan ve manzaraya hakim olduğundan tedirgin sesiyle  “dur gitme sakın” diye cırlamaya başladı bana. Ulan gitmezsem adamlar da gidemez . Duramayız ki burada diyeceğim ama ben de tırsıyorum diyemiyorum. Bu esnada içe doğru sıcıyorum. 5 kişinin hayatı ve 20 cm sonrası ucurum.

Arkadasın babası uzun yol şöförü çok şükür ki. Dört mevsimin en hırçınını, dağların en zorlusunu, tepelerin en tozlusunu, yağmurun en coşkununu, karın en çamurlusunu tatmış yollarda. Direksiyonuyla savaşmış onlarla. Bildiğin yaşayan efsane arkamda duruyor. Ben gurur yaptım çağıramadım ama o beni de rencide etmemek için usulca ” istersen ben alayım sıkıntı yapma. Hallelüyaa…! ” Ne demek abi rica ederim? dedim. Ben canı teslim edicem sana direksiyonu mu teslim etmicem abi :) dedim içimden ve indim  arabadan.  Ama içim de rahat değil. Geçtim ucurum tarafından yolun ağzına. Beni hiza alı diye düşünüyorum. Sanki araba yuvarlansa ben tutabilecekmişim gibi duruyorum.

Anca beraber kanca beraber diye ben de gectim arabaya. Araba yavaşça hareket etmeye başladı. Sen affet Allah’ım dedim içimden. Ortam o kadar sessizdik ki yada bana öyle geliyordu ki,  ilerleken ezdiğimiz kuru dal ve çam iğnelerinin sesini duyduk desem yalan olmaz. İlerledi araba biraz daha. Araba devrilirse ben yeğeni koruyayım diye almışım kanatlarımın altına. Baktım o da korkuyor ya bizden ya da durumun hakikaten farkına varmış. Bir avazda bitsin derler ya doğum yapana, bizim de öyle bitti. Ve gectik. o hayatımın 5 saniyesi hic bu kadar taşak gecer gibi yavaş geçmemişti daha önce.

İlerledik kıvrıla kıvrıla ama kimseden ses cıkarmıyor. Çıt yok arabada. Bir tek bozuk yolla birleşen arabanın motor sesi. Sonunda ölüdeniz rampasına vardık. 10 yıl sonra memleketine dönen gurbetçiler gibi hepimizin içinde asfaltı öpme isteği vardı sanki. Sevindik medeniyeti gördüğümüze. Tehlike gectikten sonra herkes ufak ufak espiriler yapmaya başladıysa da ufaktan dizlerde rölantiden titreme devam ediyordu.

Sonra indik o saatte çakal ve kurt esnaf yuvası öldüdeniz çarşısına ..Ertesi gün tekne turuna katılma niyetimiz vardı. Ama bu çakallar bayram nedeniyle herkesi kurbanlık tosun olarak gördüklerinden dolayı fiyatları o kadar yükseltmişler ki o parayla ortak kurbana bile girebiliyorsun desem abartmış olmam. Tipik yurdum esnafı fırsatçılığı. O ara sigara bitti. Nakit de kalmadı.  Bir atm bulup para cekelim derken hala taksit ödediğim telefonu da düşürdüm, camı krıık kalbim gibi toz buz indi aşağıya. Ulan ne uğursuz bir gece dedim içimden sövdüm durdum uyuyuncaya kadar . Hislerim kuvvetlidir. Arkalı önlü arabayla giderken eşime demiştim. ” ya bizi deli mi dürttü ki bu karanlıkta mangala gidiyoruz? gitmesek mi bir bahane uydursak ? Ama ayıp olacak.” demiştim. Keske dönseymişim diye düşündüm durdum. Suratım mermer gibi sabit. Döndük otele. 2 gün de telefonsuz bitirdik tatili.

Sonuc olarak aklınızı yemediyseniz, acemi söförseniz gitmeyin buraya. Gidin düz ayak bir yere. Yine cadır kurun ama azıcık da medeniyete yakın olsun be kardesim bu nedir?

Yine de eğer kendinizi parmaklamak artık size eski heyecanı ve adrenalini vermiyorsa buradan gerekli bilgiyi bulabirsiniz.!

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •   
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Kopyalama ne olur Çalış Senin de Olur..! Ayıp yaa..!