Browse By

Netflix Nasıl Daha İyi Olabilir? İzleyici Tavsiyesi.

Spread the love

Netflix  film-dizi yapımcılığı ve dağıtımı yapan Amerika Tv Platformu. 1997 yılında Kaliforniya’da Reed Hastings ve Marc Randolph tarafından kuruldu.  Merak ediyorum da adamlar bu işe başlarken yani ne bileyim. “Lan Marc, bacanak aklıma süper bi fikir geldi, benim hanımın altınlarını bozdurup senin de su dobloyu satsak da internette film yayınlacağımız bir site kursak ne dersin” dediği zaman bu kadar büyüyüp dünya markası olacağını hayal ediyorlar mıydı acaba? Ya da sitenin ismini ararken sunu demişler midir? ” Ne koysak acaba sitenin adını lan ? Mesela “onlinewatchfilm.com” olsa nasıl olur lan Marc? Veya bence su da olur. ” moviemag.com” ne diyorsun? Hışşt Marc kime diyom olm? Bırak lan artık şu mandalini yeter ya” diye bi diyalog geçmiş midir?

Şaka bir yana tam olarak boyle olmasa da buna benzer bişeyler geçmiştir bence :) ama kurucuları Türk olsalardı tabi.. Gerçi Türk olsalar parayı bulduktan 3 sene sonra ortakların karıları bu kocalarını fitler “Bak Reed bu Marc karısına Connecticut’da daire almış diye duydum. Bizim neyimiz eksik hımbıl herif” diye verir gazı koca Netflix ikiye bölünür hemen diğer ortak tükkanın karşısına ” Öz Netflix” diye yeni rakip tükkan açardı.  Ama neyse ki adamların adı Süleyman ve Hamdi değil adamlar Amerikalı yani kapitalizmin ve kurumsallaşmanın oruspusu olduğundan ortağına selamı bile hisse sayısı ile veriyorlar bu yuzden yüz göz olmuyor en nihayetinde. En iyi yaptıkları işi yapıyorlar. Kapitalizm ile yayılıyorlar Dünya’nın her yerine.

Netflix Türkiye’ye de 2016 yılında “Selamun Aleyküm” dedi. Çünkü siyasi ortam bunu gerektiriyordu. Hatta Reed Hastings ve Marc Randolph abiler bu vesile ile bıyıkları 2 numaraya vurmuş o dönemim modası olan halk arasında  “tayyip ceketi “olarak bilinen mavi ekoseli ceket diktirip gelmişler.  Ticaret odası kaydıdır, Vergi Numarası almaktır, belediyeden işyeri ruhsatıdır, yengenin günü dolsun diye sgk’da işçi göstermekti ve buna benzer evrak kürek işlerinden sonra yayın hayatına başlamıştır.

ABD’de yayın hayatına başladıktan sonra film portföyüne GodFather, Casablanca, 12 Angry Man, İyi Kötü Çirkin, Taxi Driver gibi kült filmler ile Friends, Shamless, Cosby Show, Oz gibi ağır diziler eklerken, Türkiye’de piyasaya Maskeli Beşler Irak, Hababam Sınıfı Askerde, Osman Pazarlama gibi ultra dandik film ve Çiçek Taksi, Doktorlar, Cennet Mahallesi, Arka Sokaklar gibi insanın zekasını sorgulayan dizilerle start vermiştir.

Böyle start verince de galopda kalan sütcü beygiri gibi kalmıştır bir süre. İşler kesata bağlayıp bu arkadaslar ne zaman dükkanın ününe iki tabure atıp tavla atmaya başladılarsa akılları başlarına gelmiştir. Biz ne yapıyoruz burda ? diye dehşete kapılmışlar, aylardan Ocak olması dolayısyla zattüre olmamak için tabureleri içeri almışlardır.  Sıcağın etkisiyle bu yayın işini daha elit hale getirmeliyiz demişlerdir. İlk iş olarak genel yayın yönetmeni olarak işe aldıkları belediyede fen işlerinde ince işlerini yapan Hüseyin şef’in yeğenine kapıyı göstermişler Amerika’dan bu işi bilen bir John’yi bulup getirmişlerdir. Bu John’yi her sabah Starbucks‘dan  White Chocolate Mocha içmeden duramadığından sitenin kalitesini ona emanet ettiler. Ve netflix ilk kampanyası olan “ilk ay bizden ayağınız alışşın” kampanyası ile ilk ayı bedava yaparak bu alem üzerinde “beleş”i en cok seven millet olarak kalbimizi çalmıştır.

Zaten bu Netflix nasıl lanet birşeyse bir giren bir daha çıkamyor hakikaten.  Memlekette tüm televizyon yayınları, ulusal kanallar, yerli dizilerin hepsi ya siyasi iktidarın baskısı, ya sansürden, ya da ortalama 40 iq’ya hitap ettiğinden dolayı bu alternatifi ortalama zeka ve zevk sahibi halka ilaç gibi gelmiştir. Kıçını kalorifer petegine dayayıp evinin sıcaklığında sigara içki sansürlenmeden, sanki herkes istabul beyefendisymiş gibi küfür biplenmeden, mis gibi memeler olan sahneleri makaslamadan uygun fiyata düşük internet hızında bile takılmadan, reklamla kesilmeden ister cepten ister netten ister TVden mis gibi görüntü ile özgürce izlemek bir harika oluyordu. Tutuyordu sanki Netflix Türkiye.

Adamlar reklama başladılar. Youtube’a, Facebook‘a, Twitter‘a reklam koydular. En saygın internet sitelerine paraya kıyıp reklam verdiler. Bir de yine dokundular yüreklere ” İlk Ay Ücretsiz Hemen Dene” diye . Yani olması gereken şeyi yaptılar aslında.  Ama bizim halkımızı yine hesaplamamışlardı. Biz öyle bir milletiz ki anamıza kim bilir neler yapıyor diye güven timsali babaya bile güvenmezken sen cık ilk ay bedava de.  Olur mu olmaz. Reklamı gören vatandaşım “Kesin bir ibnelik var filtresini hemen çalıştırıp reklamın üstünden atlamıştır ilk zamanlar. Bizim millete reklamın en kralını da yapsan, dünya dürüstlük sertifikasını da koysan adamın kafasında kankasının ” olum cok güzel dalga kredi kartımı siteye koydum daha bişey olmadı, bence sen de al” tavsiyesinin ötesine geçemezsin. Bu bir gercek. Adamlar işlerinde kaliteyi yükseltikçe,kankalar da olumlu referans verince Netflix Türkiye’de yürüdü hatta bu sıra depara kalktı diyebiliriz.  Hakkıdır. Dürüst ol canımı ye derdi bizim mahallenin abileri.

Netflix iyi hoş da neyi eksik neyi fazla kendi görüşlerimi de yazayım bir taraftan. ( Ulan yazının ana fikri burası da giriş yapmak için 7 paragraf yazdım).

Artıları ne derseniz;

  • En düşük internet hızında dahi akıcı ve donmayan görüntü kalitesi sunması. Ekranda “yükleniyor” diyen durmadan dönüp insanı çamaşır makinası izleyen kedi ya da iş makinası izleyen esnaf gibi hipnotize edip ekrana kilitlemiyor.
  • Her ne kadar mevcut iktidar ve rtük adamlara “ekranda göt meme göstermeyeceksin, filmde fuck off derlerse siz “kahretsin” yazın, eşcinsellik ibneliktir bu ahlaksizlığı izin vermeyeceksin, silah ve kadına şiddet, çocuk yaşta evlilik, töre şiddeti içeren film ve dizilere biz de izin veriyoruz bunda sorun yok ama ekranda sigara ve içkiyi göstermeyeceksin diye baskı yapsa da an itibariyle hala duruşunu bozmamıştır.  (Buraya sonraki yazılarımda ayrıca değinirim )
  • Her türden, her zevke hitap eden hayvan gibi geniş devasa bir film ve dizi arşivi olması. Ve bu hayvaniyetin her dakika büyümesi. Seçenek cok ne tür yapım istersen var.
  • Film ve dizi haricinde yeni ve eski belgeseller, stand up showlar,  müzikaller, ve çocuklara özel “kids” bölümü olması. Bu kids özelliğini de tatillerde coluk cocuk yaygarası, bitmek bilmeyen bebek ağlaması duymak istemeyenler için otellerin sunduğu “Adults Only ( Yetişkin Otelleri ) konseptine benzetiyorum. Gerçi insan önce faklı seyler düşündürüyor ama neyse. Yani harika olmuş. Mesele ben Fight Clup ararken altta Pepe’nin Maceraları cıkmıyor.
  • Kendi yayın listenizi oluşturabilmeniz ve o an için izlemeye vaktiniz yoksa bunu Youtube’un “Daha Sonra İzle” seceneği gibi “Listeme Ekle” seceneğinin olması. ve izlediğiniz bir yapımı 10 gün sonra bile Nerde kalmıştık diye sormadan kaldığınız yerden devam edebilmeniz.
  • Farklı izleyici profili ile özelleştirebilme. Benim izeldiğim ve sevdiğim filmleri kendi profilimde, eşimin sevdiği yapımları kendi profilinde yeğenim Çınar’ın da kendi saçma çizgi filmlerini de kendi profilinde toplayıp izleyebilmesi.
  • Yayın yaptığı ülkelerin sinema/dizi sektörüne inanılmaz katkı yapması ve ülke sinemasınının ve sanatçıların dünyaya tanıtabileceği bir platform olması. Yerli yapım olup da Dünya fenomeni olan diziye örnek verelim hemen. La Casa De Papel veya Dark olamaz mı. Netflix olmasa kaç kişi bilirdi burada rol alan aktör ve aktrisleri. Gerçi Türkiye’de ilk Netflix yapımı olan Hakan: Muhafız‘ı izleyen göz kanaması geçirip Türk dizisi izlemeye tövbe etmişlerse de bu daha kaliteli birşeyler olmayacağı anlamına gelmez tabi.
  • Bu kaliteyi hakikaten Türkiye şartlarında uygun fiyata vermesi. Millet olarak en dandik şeyi bile yıllarca en pahalı şekilde almaya alışmış ve sorgulamamışız. En basitinden Digiturk denen platform, sikindirik Türkiye Süper Ligini bize İngiltere Premier Ligi fiyatına kakalamıyor mu?
  • Devamlı ve istikrarlı bir şekilde yapım ekleme ve bunu her platformda izleyiciye haber verme. Adamlar mail atıyor, Facebook’ta dürtüyor, İnstagram’da story yapıyor, Twitter’da DM’ den yürüyor. Ne yapsın artık eve adam mı yollasın yeni film ekledik desin diye ?
  • Çok samimi bir sosyal medya dili olması. Twitter hesabı o kadar samimi ki bana her cuma kızmızı güllü ve üzerinde Arapca yazı olan ” hayırlı cumalar” mesajı atıyor. Dayımdan farksız yani.

Eksileri Nedir?

  • Bir kere en eksik özelliği bence izleyici puanlama sitemi olmaması. Ben bir filmi ya da diziyi izledikten sonra beğeni durumuma göre 1-10 arası bir not verebilmeliyim. En azından benden sonra bu film hakında bir fikri olmayan biri filmin aldığı Netfilix puanına göre izleyip izlemeyeceğine daha rahat karar verebilir. Bu özellik sayesinde hem netflix hem de filmde emeği geçen herkes” yapacağınız filme sokayım” gibi ağır eleştirilere maruz kalmaz.
  • İzleyici yorumları olmaması. Yine ” bugun ne izlesem acaba kara deliğine düşen ama zaten 2 saat vaktim var film  güzel midir acaba sonra 2 saatimiz mundar olmasın” izleyicileri için cok kullanışlı olabilecek bir özellik bence. İnsanlar yapımı izlemeden yorumlardan film ile ilgili fikir edinebilir. Biliyorsunuz ki bu zamanda en pahalı şey değerli zamandır.
  •  Bölgesel yayın yapıldığından elin Avrupalı’sı ne izliyor acaba deyip izleyememek. Her ülkede farklı içerik profilleri oluyor. ben mesela İsveç filmerine merakım varsa bunu Türkce altyazılı bulamıyorum listeme de gelmiyor. ne verirlerse onu izliyorsun. Ben demiyorum tabi her filmi diziyi Türkçe dublaj yapsın ama diğer ülkelerin başarılı yerel yapımları da en azından altyazı ile verilebilir.
  • İnternet platformu olduğundan V8 motorlu eski Amerikan arabasının benzini yaktığı gibi internet kotasının anasını ağlatması. Kotalı internetiniz varsa 2 günde dibi görür 28 gün youtube’u 360p izlersiniz artık. Kotasız ve sınırsız bir internet gerektirmesi. Ama bu adamların sucu günahı değil yukarıda da yazdığım gibi en dandiği en pahalıya almak milli sporumuz olmuş ne yapalım bu da ayrı bir maliyet getiriyor haliyle.

Sonuç olarak (çok sükür bitiyor artık az kaldı) Netflix ufak bir ücret karşılığında yaşam kalitemizi arttıran bize evde hos ve kaliteli bir zaman geçirmemizi sağlayan güzel bir olay. Hakkını verelim işlerini de güzel ve kaliteli yapıyorlar. Kazanmaları da normal. Zaten kazanmasalar nasıl ki ilk çıkan internet kafeler güzel kazanmaya başlayınca her sokakta ne kadar boş dükkan varsa internet cafe açan çakal esnaf gibi bizdeki blu tv ve puhu tv denen çakmaları cıkmazdı.

Bahsettiğim gibi hepimizin namus bekçisi, ahlak polisi olma, kimin neyi nasıl izlemesi gerektiğine karışacak cüreti kendinden bulan günümüz siyasi zihniyeti her ne kadar baskı ile netflix gibi platformları ATV, Show Tv’ye çevirmek istese de biz her zaman ücreti verilen ve satın alına bir hizmette (kanunen yasaklanmış bir materyal değilse ) bunu satın alan dışında kimsenin karışmaya veya düzeltmeye ekleyip çıkarmaya hakkı olmadığını düşünüyoruz.

Umarım bu güzel hizmetin de sonu ranta kurban gidip işlerini yine gercekten kaliteli ve dürüst yapan booking.com yada uber gibi olmaz diye diliyoruz.Çünkü bu ülkede kaliteli olan hiçbirşey cezasız kalmıyor maalesef.

Yazımı beğendiyseniz yorum yazıp paylaşmayı unutmayın..!!

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •   
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Kopyalama ne olur Çalış Senin de Olur..! Ayıp yaa..!