Browse By

İnanç Sorgulanamaz Birşey Midir ?

Spread the love

Bize çocukluğumuzdan bu yana hep su söylendi. Yalan söyleme, haramdan uzak dur, tanrıya inan yoksa cehennemde yanarsın, doğruyu söyle, sükret, iyilik yap, ibadetini yap böylece cennete gidersin. Hep bir iyiliğe yöneltme ve kötü birşey yaparsan ceza iyi bir sey yaparsan ödül alırsın mantığını yerleştirdiler. Ama neden diye sormamıza hic izin vermediler.  Dine inanmakla kirmsenin bir sorunu yok ama neden sorgulanmasından bu kadar korkuyoruz?

Konuya girmeden önce isteseniz önce bu kavramın tanımlarına bir göz atalım.  Din, genellikle doğaüstü, kutsal ve ahlaki ögeler taşıyan; çeşitli ayin, uygulama, değer ve kurumlara sahip inançlar ve ibadetler bütünü olarak geçer tanımda. Yani temelinde insan, doğa, maddi evren olmayıp tamamen merkezde olan yaratıcı olan ve özünde tüm dünyasal zevklerden kendini arındırıp bütün hayatını ve yaşam düzenini bu tanrıya göre düzenleme olan bir eylemdir. Dinler yine özünde günü yaşamayı, kendini geliştirmeyi, anın tadını çıkarmayı hatta bu dünyada yaptıklarını değil de gelecek ve ölümden sonra olduğuna inandırdığı yaşam için yaşamanı öğütler.  Sanki bu dünyaya gelmen bir cezaymış da sen de hayatını bu cezanın sonraki yaşamda cezasını azaltmak için çalışman gerekiyormuş gibi hissettiriyor bana.

Tüm dinlerde aynı değil mi ? Tamam doğdun ama aklın erdiğinden itibaren ona tapınma yöntemleri, ayinleri, ayinlerde veya rütüellerde kullanacağın basma kalıp söz öbekleri (dua) ve hareketler öğretilmez mi? Çocuk aklı erdiğinden itibaren ailesi tarafından ailesinin inandığı inanç yani din ne ise ona inandırılmak üzere yetiştirilir.  Sanki onun inandığı dinin iddaa ettiği argümanlar %100 doğruymuş gibi.

Ailesinin, kendi ailesinden aldığı, annesinin ya da babasının bile hiç sorgulamadığı hatta sorgulamaya bile cüret edemediği bilgileri çocuğa dikte ederler. Yani siz doğarken neye inanacağınız ile ilgili bir secim hakkınız olmadan bir dine mensup olmaya, ailenizin inandığı inanca sorgusuz olarak mensup ve dahil olmaya zorlanırsınız.  Bu bilgilerin ve kuralların doğruluğu veya mantık içindeki yeri asla sorgulanamaz ve sizden önce de sorgulanmadığı için size dikte edilmiştir. Çünkü tüm dinler temelinde mensup olan  kişinin dini inancını, inancın mantığını  sorgulamaması için korkutma ve ceza tehdidini, sorgulamayanlar içinde ebedi yaşamda ödül kozunu kullanır.  Yani hangi dine bağlıysanız size ne verildiyse onu özümser, sorgulamazsanız kısaca iyi cocuk olursanız şeker, yok herseye burnunuzu sokarsanız kafanız karıştığında soru sormaya başlar ve bu bana mantıklı gelmiyor derseniz de dinden cıkarak sonsuza kadar sopa seğeneğiyle karşı karşıya kalırsınız.

Din kötü mü? Tabi ki hayır. Temelinde tabiki iyiliğe yöneltme, kötü alışkanlıklardan arınma, doğru olanı yapmaya teşvik etmek vardır. Ama sorun şu ki temelinde sorgulama, teyit etme mantık kuralları olmayan hicbir şey bence insanın kendini geliştirmesine yardım etmez.  Hepsi aynı şeyi söyler ama bunu farklı şekilde yapın der. Ve kendinden öncekini veya kendisine benzeyeni inkar eder. Tamam o da tanrıya inanıyor ama en doğrusu bizim söylediğimiz demez mi?

İnsan oğlu var olduğundan beri her zaman bilinmeyenden, kendisinden farklı olandan, kendisinden güçlü olandan daima korkmuştur.  Korktukça da insanın doğası gereği kendisini bu korktuğu seyden koruyacak daha güclü bir şeye sığınmak gereği duymuştur. Gök gürültüsünün ihtişamından korkmuştur, güneşin gücünden korkmuştur, ateşin verdiği tahribat ve acıdan korkmuştur, denizin hırçınlığından korkmuştur ve daha birçok şeyden korkmuştur. Bu da hep onu dediğim gibi daha büyük bir gücün kanatları altına sığınmaya itmiştir. Biz de cocukken ne bileyim mahalleden korktuğumuz bir cocuk varken onun sokağından geçtiğimizde annemize sığınmaz mıydık? Gece tuvalete kalktığımızda karanlıktan korktuğumuz için babamıza seslenmez miydik ? İşte bu korkuların hepsi önce herseyden güçlü, herşeyi yaratan, bizi koruyacak yüce bir yaratıcı olduğu fikrine yönelmiştir. Kimisi bu gücü ateşte buldu, kimi güneşte, kimi bir dağın tepesinde yaşayan insan görünümlü bir tanrıda, kimisi bir yıldızda, kimisi olduğunu düşündüğü bir ruhta kimisi de Tanrı’nın kendisinde.

Başlangıçta hepsi iyi bir nedenle var olmuşsa da kuralları hic değişmemesi hatta değişmesi taklif bile edilmemesi nedeniyle daha sonraları yozlaşmaya ve değiştirilmeye ve duruma ve cıkara göre değiştirilmeye açık olmuştur.  Bu öye bir büyük bir güç ve iktidar sunuyordu ki zaman içinde bu dinler daima belli bir grubun, ülkenin, zümrenin halkı yönetmek için bir aracı haline gelmiştir.  Bu gruplar Tanrı’nın veya neye tapıyorlarsa o gücün kendisine veya grubuna yeryüzündeki gücü yönetmesi ve onun adına kararlar alabilmesi için kendilerini vekil tayin ettiklerini, kendi sözlerinin ve emirlerinin kendilerinin değil tanrının emirleri olduğunu söyleyerek halkı yönetme hakkını elinde tutmuşlardır. Başta söylediğim gibi bu emirler sorgulanamaz olduğundan, sorgulayanların toplum tarafından dışlanma tehlikesi taşıdığından dolayı üstüne koyarak sözde Tanrı adına asırlar boyunca halkı çıkarları neyi gerektiriyorsa yönetmiştir.

Çıkarları savaş gerektiriyorsa savaş, cıkarları birilerini yok edilmesi gerekiyorsa ölüm, çıkarları daha fazla zenginlik gerektiriyorsa ganimet emri vermişlerdir.  Binlerce yıl bu dinlere tüm saf duygularıyla bağlı günahsız ve fakir insanların hayatlarını acımasızca aldılar.  Tabi buna karsı cıkan, bunun inaçla ilgisi olmadığını, tanrının kimseye ihtiyaç duymayacağı kadar güçlü olduğunu bu yapılanın sadece din sömürüsü olduğunu iddia edenler çıktı. Bir aydınlanma gerektiğine inananlar oldu. Ama bu gücü kaybetmek istemeyen dini çevreler bu toplulukların dine küfrettiğini, tanrının emirlerine karşı geldiklerini, bu kişilerle hareket edenlerin sonsuza kadar acılar cekeceğini söylerek bu insanları hedef gösterdiler ve ağır cezalar çektirdiler. Çünkü ellerinde cok basit ve kolay aynı zamandan cok güçlü bir sihirli değnek vardı. Din.. Bunun da en iyi araçla yönettiler. Korku. İşte herşeyin temeli buydu. Korku.

Hindistan'daki Kast Sistemi

Hindistan’daki Kast Sistemi

Hindistan’ı ele alalım. Burada cok zalim bir kast sistemi denen sistem vardır. Halk birkaç farklı zümreye ayrılmıştır. Din Adamları, Aristokratlar, Zanaatkarlar, İşçiler ve değersiz kişiler yani paryalar. Bu sistemde kişinin sınıfını secme sansı yoktur. Baba ne ise çocugu da o sınıftan olabilir. Baba soylu ise oğlu da soylu sayılır, baba işçi ise oğlu da işçi olarak doğar ve büyür, baba eğer bir dokunulmaz ise yani en alt tabakadan “parya” yani dokunulmaz ( pis olduğu için ) ise oğlu da parya olarak doğardı. Bir parya asla bir işçi sınıfına giremez, bir işçi cocugu ise asla bir asker olamazdı.

Sizce bu sisteme hiçbir alt sınıf isyan etmedi? Veya neden etmedi ? Bunun cevabı da yine dinde ve korkuda veyahut başta söylediğim ödül sisteminde yatıyor. Sistem o kadar zekice kurgulanmış ki. Bunun için en üst tabakada sistemi kuranlar durur. Yani din adamları. Şaşırdık mı? Hayır. Sistem temelinden yoksulluğun bir erdem olduğu aşılanıyor. Ne olursa olsun şükretmenin, daha azla yetinmenin, isyan etmemenin maneviyatı yükselttiği vurgulanıyor.  Burada ödül sistemi devreye giriyor. Ne kadar az isyan edersen, sana biçilmiş rolü ne kadar iyi uygularsan hayat karman o kadar yüksek olur reenkarnasyon (ölümden sonra tekrar başka bir vucutla dünyaya gelme) olduğu için bir sonraki gelişinde harika bir hayat yaşayacağı kişilere tembihleniyor.  Aksi takdirde tekrar dünyaya gelemeyeceği veyahut bir köpek veya tavuk olarak da gelebileceği söyleniyor. Alt tabakadaki adam benim ne günahım var akşama kadar bok içindeyim derse de . Senin önceki hayatında cok büyük bir günahın varmış o yüzden bu cezayı cekiyorsun. Tanrılar seni seviyormuş ki hala bir insan olarak yaratılmış bulunuyorsun. Bu bir şans senin için bunu iyi değerlendir ve git bokumuzu temizlemeye devam et cocuğum diyerek saf arkadasımızı uzaklastırabiliyor. Tabi sefil hayatından bıkan çaresiz adam bu sefer şansı iyi değerlendireyim diyor ve sesini cıkarmadan istenileni yapıyor. ve herkes kazanıyor (!).

İşte benim isyanım bu sömürüyedir. isteyen istediği şeye inanır. İnanmaya devam etsin ama aklına takılanı da sormalı. Kast sistemindeki parya gibi olmasın. Neden diye sormaya başlarsa sorgularsa bu zalim sömürü düzenini yıkabilir. Benim itirazım din olgusuna değil dinin sömürüye alet edilmesine kullanılmasına. Tanrı ile aranda kimse olmasına gerek yok. O kalbinde zaten yani sana en yakın yerde. Gözlerini kapat ve onunla konuş. İster şikayet et ister birşeyler iste. Başkasının aracılık yapmasına gerek yok. O herseye gücü yeten seni duyamaz mı sanıyorsun. Seni anlamaz mı sanıyorsun. Seni yaratan sen yanlız bırakacak mı sanıyorsun. Hayır. Ama sen de onun sana bahşettiği ve seni diğerlerinden üstün kılan o akıl denen şeyi kullan ve kendini sömürttürme. Oku araştır, sorgula, soru sor cevap ara.. Sana verilen hazır cevaplara inanma kendi cevaplarını kendin bul.  Soru sormak seni dinden cıkarıp kafir yapmaz aksine inandığın şeyin doğru olduğuna dair cevapları kendin bulursan daha cok inancın artacaktır. Ben bunu istiyorum sadece. Korkma geliştir kendini. İşte o zaman gerçek cevapları bulacaksın.

  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •  
  •   
  •  

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Kopyalama ne olur Çalış Senin de Olur..! Ayıp yaa..!